Algazi Sinagogu, İzmir’de günümüze ulaşan en büyük, en eski ve en güzel sinagoglardan biridir. Şehrin en seçkin ailelerinden birinin adını taşır. Algazi ailesi, yüzyıllar boyunca İzmir’e başhahamlar, ilim adamları ve hazanlar yetiştiren bir hanedan olmuştur. Algazi’ye adım atmak, neredeyse dört yüz yıldır İzmir Yahudi yaşamının kalbi olan bir mekâna adım atmak demektir.
Bir Aileden Adını Alan Sinagog
Algazi ailesinin Sefarad dünyasındaki kökleri, 1610 yılında Rav Salomon Algazi’nin doğduğu on yedinci yüzyıl Bursa’sına kadar uzanır. Salomon Algazi, Gelibolu ve Kudüs’te eğitim aldıktan sonra 1640 ile 1642 yılları arasında İzmir’e yerleşti. O andan itibaren Algazi ailesinden nesiller boyunca ilim adamları, dini hâkimler, ilahiyatçılar ve hazanlar yetişti. Yazdıkları kitaplar bugün hâlâ okunmakta, ailedeki sayısız hazanın sesleri ise hâlâ hatırlanmaktadır.
Sinagogun girişindeki kitabeye göre yapı, 1724 yılında İshak Algazi tarafından inşa ettirilmiştir. İshak Algazi, İzmir’de tüm ticari anlaşmazlıkları çözen kişi olduğu için Dayan, yani hâkim olarak tanınıyordu. Bazı tarihçiler ise burada daha eski tarihlerde, hatta 1660’lara kadar uzanabilecek bir sinagog bulunduğuna inanmaktadır. Bir geleneğe göre, kendisini Mesih ilan eden on yedinci yüzyıl mistiği Sabetay Sevi de bu yapının ilk halinde dua etmiş olabilir.
Demir Panjurların Ardında
Sokaktan bakıldığında Algazi neredeyse hiçbir şey ele vermez. Yüksek bir duvar ve iki sıra hâlinde dizilmiş on iki eski demir panjurlu pencere, içeriyi tamamen gizler. Kalın yontulmuş taş söveleriyle çerçevelenen on dokuzuncu yüzyıldan kalma ağır ahşap cümle kapısı, neredeyse mütevazı görünür.
Kapıdaki küçük bir detay, Şabat geleneğine dair bir hikâye anlatır. Kapının küçük bir deliğinden bir zincir sarkar. Dışarıdan çekildiğinde, avludaki bir çan çalar. Bu, Cumartesi günleri elektrik kullanımı ve dolayısıyla elektrikli zil çalmak dini kurallarca yasak olduğundan, ziyaretçilerin kendilerini duyurma yoluydu.
Tuğla tonozlu bir geçit içeriye götürür. Ardından, on dokuzuncu yüzyıldan kalma gri ve siyah mermerle döşeli bir avlu açılır. Mermer bir merdiven, Ladino dilinde Kal de Ariva, yani “Yukarıdaki Sinagog” olarak bilinen üst kattaki ana ibadet salonuna çıkar. Avludaki bir duvarda, eski bir kitabe yapının inşa edildiği tarihi kaydeder.
Hikâyelerle Dolu Bir Sinagog
Sinagogun içindeki uzun bir giriş koridoru, iki sıra dışı yerel efsane barındırır. Bu koridorun üzerinde bir zamanlar kadınlar bölümü olan azara yer alıyordu. Bir rivayete göre, Yom Kippur ayini sırasında genç bir hazan, galerideki bir kadına göz kırpmış. O günden sonra sinagoga hiçbir kadın alınmamış ve azara zamanla yıkılmış.
Bir başka hikâye Sukot bayramına aittir. Sinagogun yöneticileri olan gizbarim‘ler, alışıldık kalabalığı önlemek için Tora kutsal kitaplarıyla yapılan geleneksel turları o yıl atlamayı kararlaştırmışlar. Aynı yıl içinde bu karara karışan tüm yöneticiler vefat etmiş. O dönemin hahamı, rüyasında bu turların mutlaka yapılması gerektiğini görmüş. O günden sonra her şey eski düzenine dönmüş.
Ana İbadet Salonunun İçi
Ana ibadet salonu, yaklaşık üç yüz elli metrekarelik bir karedir. Tora’nın okunduğu platform olan Teva, salonun tam ortasında yer alır. Etrafında dört ince ahşap sütun yükselir. Bu sütunlar mermer görünümü verecek şekilde boyanmış ve ağır taş kaidelerin üzerine oturtulmuştur. Dört sütun, salonun merkezini oluşturan kareyi çizer. Teva’nın üzerindeki kemerler, İzmir Yahudi cemaatinden ressam Selma Arditi tarafından 2007 yılında yeniden bezenmiş ve sinagogun güzelliğine güzellik katmıştır.
Doğu duvarında, geleneksel Sefarad Anadolu düzeninde üç dolap yer alır. Yanlarına sonradan iki küçük cam dolap eklenmiştir. Ortadaki dolap, Tora kutsal kitaplarının saklandığı Ehal’dir. Kapakları üzerinde kabartma harflerle kutsal İbranice kelimeler işlenmiştir. Çevresi minik ampullerle donatılmıştır. Bu ampuller, sanki Tanrı’nın ışığını duvara saçar gibidir. Ehal’in içinde, Tora kutsal kitaplarını bağışlayanların adlarını taşıyan bir liste bulunur. Algazi bir zamanlar altı Sefer Tora’ya sahipti.
Koltukların büyük bir kısmı on dokuzuncu yüzyıldan kalmadır. Birçoğunun üzerinde kabartma İbranice yazılarla, koltuğun ait olduğu kişinin veya ailenin adı belirtilmiştir. İki koltuk özel bir anlam taşır. Ehal’in yanında, ağır işlemeli bir parohet ile örtülü olan koltuk, Eliyahu Peygamberin Koltuğu’dur. Ehal’in diğer yanındaki koltuğun ise on dokuzuncu yüzyıl İzmir’inin en önemli din büyüklerinden Hahambaşı Rav Avraham Palaçi tarafından kullanıldığı söylenir.
Sinagog, yirminci yüzyılın iki unutulmaz ismine de ev sahipliği yapmıştır: Hahambaşı Moşe Melamed ve onlarca yıl boyunca İzmir’in binlerce çocuğunu sünnet eden, herkesin sevgiyle hatırladığı mohel Avram Mizrahi.
Bir Hazan Ailesi
Algazi ailesi her şeyden önce hazanlarıyla ünlüdür. Üç nesil boyunca aile, İzmir’deki dua sesinin imzasını oluşturan hazanim‘ler yetiştirmiştir.
Bunların en ünlüsü, 1889 yılında İzmir’de doğan ve Yeşiva Bet Hillel’de eğitim alan İshak Ben Salomon Algazi‘dir. Atalarının yolundan giderek Algazi Sinagogu’nda hazan olarak görev yaptı. Ancak yeteneği onu sinagogun ötesine taşıdı. Döneminin en önemli dini, ladini ve klasik Türk müziği bestecilerinden biri oldu. Neim Zemirot Yisrael, yani “İsrail’in Tatlı Sesli Şarkıcısı” olarak anılan İshak Algazi, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi Türk müziğinin büyük seslerinden biri olarak hatırlanır. 1950 yılında Uruguay’da vefat etmiştir.
Yakın dönemde ise hazan Leon Hakim, Algazi Sinagogu’nda otuz yıl boyunca gönüllü olarak hizmet etmiştir. Tenor sesini ve Yahudi geleneğine olan derin bilgisini cemaatin emrine sunmuştur. Oğlu Yehiel ve damadı Alber Yomtov, kendisinin yanında Teva’da yer alarak bu hazanlık geleneğini sürdürmüştür. Hem Leon Hakim hem de oğlu Yehiel, bugün uzun yıllar hizmet ettikleri cemaat tarafından sevgi ve özlemle anılmaktadır.
Restorasyonlar ve Yenilenme
Algazi Sinagogu, 1907 yılında Karataş’ta Beit İsrael Sinagogu inşa edilene kadar İzmir’in en önemli sinagoguydu. 1997 yılında Salvator Eskinazi’nin önderliğinde ve Rafael Benveniste’nin çalışmalarıyla titizlikle onarıldı. 2007 yılında ise babaları Salvator Eskinazi anısına Eskinazi ailesi tarafından desteklenen ve birçok hayırseverin katkısıyla gerçekleşen ikinci bir büyük restorasyon yapıldı.
Adanmış bir yönetim kurulu ve sadık yehidim‘lerin (cemaat üyeleri) sayesinde sinagog her Şabat ve bayramda dua için açık tutulmaktadır. Özenle korunmuş iç mekânı, onu Türkiye’deki Osmanlı Sefarad sinagog mimarisinin en güzel örneklerinden biri kılmaktadır.






